15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) rejimi, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) aracılığıyla yüz binlerce kamu görevlisinin hayatını kökten değiştirmiştir. Bu süreç, salt bir memuriyetin sona ermesi anlamına gelmemiş, aynı zamanda bireylerin mesleklerini özel sektörde dahi icra etmelerini engelleyerek “sivil ölüm” olarak adlandırılan derin bir sosyal ve ekonomik tecrit sürecini başlatmıştır.
İhraç edilen kişilerin mesleki ruhsatları, lisansları ve unvanları idari tasarruflarla iptal edilmiş; bu durum, bireyleri yalnızca ekonomik olarak değil, aynı zamanda toplumsal varoluşlarıyla da bir krize sürüklemiştir.
KHK ile ihraç ve ruhsat iptali sürecinin hukuki temelini ve işleyişini anlamak, bu alandaki hak ihlallerinin boyutunu ve yargısal mücadelenin seyrini kavramak açısından stratejik önem taşımaktadır. Başlangıçta istisnai bir rejim olarak kurgulanan OHAL KHK’ları, sonradan kanunlaştırılarak kalıcı hale getirilmiş ve yargısal denetimi zorlaştıran bir yapı oluşturmuştur. KHK rejiminin temel özellikleri üç ana başlık altında analiz edilebilir:
Bu hukuki çerçeve, farklı meslek grupları üzerinde farklı yoğunlukta ve nitelikte etkiler doğurmuştur. Özellikle kamusal niteliği ağır basan serbest meslekler, bu sürecin en çetin mücadele alanları haline gelmiştir.
Avukatlık mesleği, KHK sonrası dönemde idari makamların vesayet eğilimleri ile meslek örgütlerinin özerklik savunusu arasındaki mücadelenin en yoğun yaşandığı alan olmuştur. Bu süreç, idarenin KHK’ları genişletici yorumlama çabasını, yüksek yargının hak temelli kararlarıyla geçersiz kıldığı kritik bir hukuki dönüşüme sahne olmuştur.
2.1 Adalet Bakanlığı ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çatışması
Adalet Bakanlığı, KHK ile kamu görevinden çıkarılmanın Avukatlık Kanunu’nda belirtilen mesleğe kabul engellerinden sayılması gerektiği yönünde bir yorum geliştirmiştir. Bu yoruma göre, KHK ile ihraç edilen bir hukukçu, baro levhasına yazılamaz ve avukatlık yapamazdı. Ancak TBB, bu genişletici yoruma karşı direnç göstermiş ve KHK’lı hukukçuların ruhsat başvurularını onaylama yönünde ısrarcı bir tutum sergilemiştir. Bu çatışmanın en somut örneklerinden biri, KHK ile ihraç edilen Levent Mazılıgüney vakasıdır. TBB’nin Mazılıgüney’e ruhsat verilmesi yönündeki ısrar kararının ardından Adalet Bakanlığı, bu kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali için idare mahkemesinde dava açarak süreci yargıya taşımıştır. Bu durum, iki kurum arasındaki yetki ve yorum farkını net bir şekilde ortaya koymuştur.
2.2 Anayasa Mahkemesi’nin Emsal Kararı: “İstihdam” ve “Serbest Meslek” Ayrımı
Bu alandaki en kritik dönüm noktası, Anayasa Mahkemesi’nin 2018/37392 sayılı bireysel başvuru kararı olmuştur. AYM, bu kararıyla idarenin KHK yorumunu hukuken geçersiz kılmış ve “istihdam” ile “medeni hak” kavramlarına getirdiği yorumlarla uyuşmazlığın seyrini tamamen değiştirmiştir.
Kavram | AYM Yorumu ve Etkisi | |
İstihdam | Sadece işveren-işçi ilişkisi gibi bağımlı çalışmayı ifade eder. Serbest avukatlığın bir “istihdam” biçimi olmadığını, dolayısıyla kamu görevinden çıkarılmanın serbest avukatlığa engel teşkil etmeyeceğini belirtir. | |
Medeni Hak | Baro levhasına kaydolma talebini, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında korunan “medeni bir hak” olarak tanımlar. Bu sayede uyuşmazlığın adil yargılanma hakkı güvenceleri altında incelenmesi gerektiğini ortaya koyar. |
AYM, bu kararıyla idarenin kanunda olmayan bir engeli yorum yoluyla yaratamayacağını ve KHK ile ihracın tek başına avukatlık ruhsatına engel olamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.
2.3 2024-2025 Dönemi: Disiplin Hukukunun Yeniden Şekillenmesi
Anayasa Mahkemesi, 06.03.2025 tarihli ve 2020/50 E., 2025/47 K. sayılı kararıyla Avukatlık Kanunu’nun disiplin cezalarını düzenleyen 134. ve 135. maddelerini, hangi somut fiile hangi cezanın verileceğinin “belirsiz” ve “öngörülemez” olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir. Karar, 22 Mayıs 2025’te Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu iptal kararının doğuracağı hukuki boşluğu doldurmak amacıyla 24 Aralık 2025’te kabul edilen 7571 sayılı Kanun ile yeni disiplin hükümleri getirilmiştir. Yeni düzenleme, disiplin cezalarını daha somut eylemlere bağlama amacı taşısa da, uyarma, kınama ve para cezası hallerinin sonuna eklenen “Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak.”ifadesi, AYM’nin iptal gerekçelerini karşılamaktan uzak olduğu ve “kanunilik” ilkesini zedelediği yönünde ciddi eleştirilere neden olmuştur. Bu hükmün, belirsizlik sorununu devam ettirerek keyfi yorumlara kapı araladığı ve bu nedenle anayasallık denetiminden geçemeyeceği açıktır.
Avukatlık alanındaki bu yargısal kazanımlar, benzer bir mücadele veren sağlık sektöründeki meslek mensupları için de emsal teşkil etmiştir.
KHK ile ihraç edilen sağlık personelinin, özellikle hekimlerin, çalışma haklarını geri kazanma süreci de Anayasa Mahkemesi kararlarıyla şekillenmiştir. Bu alandaki mücadele, hekimlerin hem mesleki becerilerini korumaları hem de ekonomik varlıklarını sürdürebilmeleri açısından hayati bir önem taşımıştır.
3.1 Özel Sektörde Çalışma Yasağı ve SGK Engeli
OHAL sonrası çıkarılan 7145 sayılı Kanun, KHK’lı hekimlerin Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile anlaşmalı özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarını fiilen engellemiştir. SGK’nın MEDULA sistemine erişimleri bloke edilen hekimler, SGK’lı hastalara bakamaz ve reçete yazamaz hale gelmiş, bu durum binlerce hekimi işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır.
3.2 AYM’nin İptal Kararı ve Kazanımlar
Anayasa Mahkemesi’nin 24 Temmuz 2019 tarihli iptal kararı, KHK’lı hekimlerin çalışma hürriyeti için bir dönüm noktası olmuş ve idarenin bu yasadaki dayanağını ortadan kaldırmıştır. Bu kararın sağladığı temel kazanımlar şunlardır:
3.3 Güncel Durum ve Devam Eden Sınırlamalar
2025 yılı itibarıyla, KHK’lı hekimlerin çalışma hakları büyük ölçüde güvence altına alınmış olsa da bazı idari kısıtlamalar varlığını sürdürmektedir. Örneğin, hekimlerin en fazla iki özel sağlık kuruluşunda çalışabilmesi gibi genel düzenlemeler devam etmektedir. Ayrıca, idari makamların (İl Sağlık Müdürlükleri gibi) pratik uygulamalarda zaman zaman direnç gösterebildiği ve hukuki kazanımlara rağmen fiili engeller çıkarabildiği gözlemlenmektedir.
Hukuk ve sağlık alanındaki bu göreceli iyileşmelere karşın, diğer meslek grupları için süreç daha zorlu ilerlemiştir.
KHK rejiminin etkileri, yalnızca hukuk ve sağlık alanıyla sınırlı kalmamış, mali müşavirlik gibi ekonomik danışmanlık hizmetlerinden pilotluk gibi yüksek teknik uzmanlık gerektiren mesleklere kadar geniş bir yelpazeyi derinden etkilemiştir.
4.1 Mali Müşavirler (SMMM ve YMM)
KHK ile kamu görevinden ihraç edilen Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) ve Yeminli Mali Müşavirler (YMM), 3568 sayılı Kanun’da yer alan “memuriyetten çıkarılmamış olma” şartını kaybettikleri gerekçesiyle Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) tarafından ruhsatlarının iptali ile karşı karşıya kalmışlardır. Ancak yargısal süreçte Danıştay, bu konuda daha nüanslı bir yaklaşım benimsemiştir. Danıştay, karar verirken sadece KHK ile ihracı değil, aynı zamanda kişinin 3568 sayılı Kanun’da belirtilen yüz kızartıcı bir suçtan mahkum olup olmadığını esas alarak daha adil bir değerlendirme yapma eğilimi göstermiştir.
4.2 Pilotlar ve Gemi Adamları
İcrası özel ve uluslararası geçerliliği olan lisanslara bağlı olan pilotluk ve gemi adamlığı, KHK’lardan en ağır şekilde etkilenen meslek grupları arasında yer almaktadır. KHK ile kamu görevinden çıkarılanların pilot ruhsatları ve gemi adamlığı belgeleri doğrudan iptal edilmiştir. Bu “stratejik” sektörlerde uygulanan katı güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması engelleri nedeniyle, ihraç kararı mahkemece iptal edilse dahi bu kişilerin ruhsatlarını geri alması ve mesleklerine dönmesi oldukça zor olmaktadır.
Bu spesifik meslek gruplarındaki sorunlar, yüksek mahkemelerin daha geniş bir perspektifle konuyu ele almasını zorunlu kılmıştır.
KHK’lıların mesleki ruhsat mücadelelerinde AİHM ve AYM kararları, iç hukukta tıkanan yolları açan ve idarenin keyfi uygulamaları üzerinde bir denetim mekanizması oluşturan belirleyici bir rol oynamıştır. Bu kararlar, uluslararası insan hakları standartlarını iç hukuka taşıyarak yargısal çerçeveyi yeniden şekillendirmiştir.
5.1 AİHM’in Onat ve Diğerleri v. Türkiye Kararı
AİHM İkinci Bölüm’ünün 25 Mart 2025 tarihli bu kararı, OHAL uygulamalarının özel sektördeki yansımaları açısından bir mihenk taşıdır. Kararın önemi, spesifik olay örgüsünün ötesine geçerek, KHK rejimine karşı yürütülen tüm yargısal denetim süreçlerinin etkinliğine dair sistemik bir eleştiri sunmasından kaynaklanmaktadır. Belediyelere bağlı taşeron firmalarda çalışırken “iltisak” şüphesiyle işten çıkarılan işçilerin başvurusunu inceleyen AİHM, AİHS’in 6. maddesi (adil yargılanma hakkı) uyarınca bir ihlal bulmuştur. Mahkemenin bu kararı, yerel mahkemelerin pasif rolünü ve denetimsizliğini ortaya koyan şu gerekçelere dayanmaktadır:
5.2 Diğer Belirleyici Yüksek Yargı Kararları
Bu yüksek yargı kararları, KHK rejiminin yarattığı hukuki ve toplumsal enkazın nasıl kaldırılabileceğine dair önemli ipuçları sunmaktadır.
Rapor boyunca yapılan analizler, KHK ile ruhsat iptalleri sürecinin, 2016’da başlayan mutlak idari keyfiyetten, yüksek yargı içtihatlarının zorlamasıyla 2025 itibarıyla daha hak temelli bir yargısal çerçeveye doğru evrildiğini ortaya koymaktadır. Bu süreç, Türkiye’nin hukuk devleti kimliği açısından zorlu bir sınav olmuş ve olmaya devam etmektedir.
2016’da başlayan keyfi idari işlemler sürecinden, 2025 itibarıyla AYM ve AİHM içtihatlarıyla şekillenmiş, hak temelli bir yargısal çerçeveye doğru önemli bir evrim yaşanmıştır. Avukatlar ve hekimler için yargısal yollarla ciddi kazanımlar elde edilmiş olsa da, idari direnç, uygulamadaki sorunlar ve pilotlar gibi teknik meslek grupları için devam eden fiili engeller varlığını sürdürmektedir. Ruhsat iadesi sağlansa dahi, “KHK’lı” damgasıyla gelen sosyal ve ekonomik dışlanma, sorunun sadece hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir boyutu olduğunu da göstermektedir.