OHAL'İN İLANI VE HUKUKSAL DAYANAĞI
20 Temmuz 2016 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye genelinde 3 ay süreyle Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edildi. Karar, ertesi gün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) onaylanarak 21 Temmuz 2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandı ve yürürlüğe girdi. (Resmî Gazete’ye ulaşmak için tıklayın)
OHAL, Anayasa'nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu uyarınca "demokratik düzene ve temel hak ve hürriyetlere yönelik ciddi ve yaygın şiddet hareketleri" gerekçesiyle ilan edildi. Ancak çelişkili bir şekilde, bu gerekçenin tam aksine, OHAL uygulaması kendisi temel hak ve hürriyetlere yönelik ciddi ihlallere neden oldu.
OHAL'İN SÜREKLİ UZATILMASI
OHAL, Cumhurbaşkanlığı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından her defasında üçer ay uzatıldı ve bu uzatma kararları TBMM tarafından onaylandı. Bu süreç toplam 7 kez tekrarlanarak OHAL, 19 Temmuz 2018 tarihine kadar devam etti.
KHK DÖNEMİ: SİSTEMATİK TASFİYE VE HUKUK DIŞI UYGULAMALAR
KHK'ların Çıkarılması
Bakanlar Kurulu, OHAL ilanından sadece 2 gün sonra, 23 Temmuz 2016'da 667 sayılı ilk KHK'yı çıkardı. Devam eden süreçte toplamda 32 adet OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) kabul edildi. Bu dönemde 32 OHAL KHK'sının yanı sıra, 698, 699, 700, 702 ve 703 sayılı 5 kararname daha olağan kanun hükmünde kararname olarak yürürlüğe girdi.
KHK'ların İnsan Hakları Etkileri
KHK'larla 130 binden fazla kamu görevlisi görevinden çıkarıldı. İhraç edilenlerin kendileri ile birlikte eş ve çocuklarının pasaportları iptal edildi; silah ruhsatları, gemi adamlığı belgeleri ya da pilot ruhsatları iptal edildi; kamuya ait konut ve lojmanlardan 15 gün içinde tahliye edildiler; ömürleri boyunca kamu hizmetlerinde görev almaları engellendi. İhraç edilenlerin binlercesi gözaltına alındı ve tutuklandı.
Usul İhlalleri
Pek çok KHK'nın kabul ediliş sürecinde usullere aykırı davranıldı. Yayınlanan 32 OHAL kararnamesinin sadece birinde komisyon toplandı; 31 OHAL kararnamesi ise görüşülmeden doğrudan Genel Kurul'a gönderildi. 2016 yılında çıkarılan 12 KHK'nın 5'i (667, 668, 669, 671, 674) Resmi Gazete'de yayınlandıktan 3 ay sonra 2016 yılı içinde, diğer 7'si (670, 672, 673, 675, 676, 677, 678) yayınlandıktan 14-16 ay sonra 2018 yılında, 2017 yılında çıkarılan 18 KHK (679–696) ise yayınlandıktan 13 ay sonra 2018 yılında TBMM Genel Kurulu'nda görüşülüp kanunlaştı.
OHAL Dışı Düzenlemeler
KHK'larla ayrıca OHAL'in ilan sebebi ile ilişkisi kurulamayacak kalıcı mevzuat düzenlemeleri yapıldı. Bunlar arasında Milli Savunma Üniversitesi'nin kurulması, devlet üniversitelerinde rektörlük seçimlerinin kaldırılması, büyükşehir belediyelerinin şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde düzenleme yapılması, Türkiye Varlık Fonu'nun kaynakları ve finansmanının kapsamının genişletilmesi, kış mevsiminde kar lastiği takılması zorunluğu getirilmesi, İşsizlik Sigortası Kanunu'nda değişiklik yapılması, evlilik programlarının yasaklanması ve kamuda çalışan taşeron işçilerin kadroya alınması gibi konular yer aldı.
ULUSLARARASI TEPKİLER VE HUKUK DENETİMİ
Uluslararası Bildirimlerde Bulunan Türkiye
Türkiye, OHAL ilanının hemen ardından, taraf olduğu uluslararası ve bölgesel insan hakları sözleşmelerinin bazı maddelerinin uygulanmasına kısıtlamalar getirdiğini bildirdi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 15. maddesi doğrultusunda 21 Temmuz 2016'da Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne ve BM Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 4. maddesi doğrultusunda 2 Ağustos 2016'da BM Genel Sekreteri'ne bildirimde bulundu. Türkiye, BM'ye toplam 13 maddede kısıtlamaya gidileceğini bildirirken, Avrupa Konseyi'ne sadece genel bir beyan vermekle yetindi.
Avrupa Konseyi ve Venedik Komisyonu Raporları
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks, 27-29 Eylül 2016 tarihlerindeki Türkiye ziyaretinin ardından "Türkiye'de Olağanüstü Hal Tedbirlerinin İnsan Hakları Etkilerine İlişkin Memorandum"u 7 Ekim 2016'da yayınladı. (Memoranduma ulaşmak için tıklayın)
12 Aralık 2016'da ise Venedik Komisyonu "15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 ilâ 676 Sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri Hakkında Görüş" raporunu yayınladı. Venedik Komisyonu, KHK'lardaki bazı hükümlerin kalıcı nitelikte olduğunu tespit ederek bu durumun OHAL'in geçiciliği ile bağdaşmadığını belirtti. (Venedik Komisyonu raporuna ulaşmak için tıklayın)
Anayasa Mahkemesi'nin Yetkisizlik Kararı
Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, 668, 669, 670 ve 671 sayılı OHAL KHK'larının Anayasa'nın çeşitli maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebiyle Eylül 2016'da Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu başvuruları "Anayasa'nın 148. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan 'olağanüstü hallerde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'nde dava açılamaz' hükmü karşısında, esasa geçilerek yargısal denetimin yapılmasının mümkün olmadığı" gerekçesiyle yetkisizlik nedeniyle reddetti (E: 2016/166, K: 2016/159, Karar Tarihi: 12 Ekim 2016).
OHAL İŞLEMLERİ İNCELEME KOMİSYONU
Komisyonun Kurulması
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) yapılan başvuruların yoğunluğu ve hacmi karşısında Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği, Türkiye'ye "geçici bir çözüm" olarak "kamu görevlilerinin görevden alınmalarıyla ve ilintili diğer tedbirlerle ilgili münferit vakaların incelenmesinden sorumlu özel bir geçici kurul oluşturulması"nı teklif etti.
Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ile yapılan istişareler sonucunda, OHAL kapsamında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu'nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle KHK'larla tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak amacıyla bir İnceleme Komisyonu'nun oluşturulması, 23 Ocak 2017 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan 685 sayılı KHK ile hüküm altına alındı. (Resmî Gazete’ye ulaşmak için tıklayın)
Komisyonun Çalışmaları ve Sonuçları
OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu, kurulma kararının alındığı 23 Ocak 2017 tarihinden ancak 6 ay sonra çalışmaya başladı. 13 Ekim 2020'de çalışmalarını tamamlayan Komisyon'a 127.292 kişi başvuruda bulundu. Başvuruların sadece %14'ü kabul edilirken, 109.471 başvuru, yani %86'sı reddedildi.
Yargı Yolu ve Bireysel Başvurular
Ankara'da 19. ve 20. İdare Mahkemeleri, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kararlarına açılacak iptal davalarının incelenmesi için yetkilendirildi. İdare mahkemesine başvuranların büyük çoğunluğunun "ret" kararı alması üzerine Danıştay'a itirazlar yapıldı. Danıştay'dan da benzer red kararları çıkması üzerine Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) bireysel başvurular yapıldı. AYM tarafından 2025 yılı itibariyle toplu şekilde red kararları verilmesi üzerine KHK'lılar AİHM'e bireysel başvurular yaptı.
OHAL SONRASI: KALICI OHAL DÜZENİ
OHAL'in 18 Temmuz 2018'de kaldırılmasından sadece 13 gün sonra, 31 Temmuz 2018'de 7145 sayılı "Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" yürürlüğe girdi. Kamuoyunda "sürekli OHAL kanunu" veya "yeni güvenlik yasası" olarak bilinen bu kanun, OHAL döneminde kullanılan olağanüstü yetkileri kalıcı hale getirdi. Kanun daha sonra 7333 sayılı Kanun'la bir yıl daha uzatıldı ve Anayasa Mahkemesi 2022'de bazı maddelerini kısmen iptal etmesine rağmen kanunun özü ayakta kaldı.
SONUÇ
Türkiye'de 20 Temmuz 2016'da ilan edilen ve resmi olarak 19 Temmuz 2018'de sona eren OHAL dönemi, ülkenin demokratik hukuk devleti ilkelerinden ne denli uzaklaştığının somut bir göstergesi oldu. İki yıllık bu süreçte, 32 KHK ile 130 binin üzerinde kamu görevlisi hiçbir yargı kararı olmaksızın görevlerinden ihraç edildi, binlerce kurum kapatıldı ve aileler dağıldı. OHAL'in asıl amacı olan "demokratik düzene ve temel hak ve hürriyetlerin korunması" yerine, tam tersine bu hak ve özgürlüklerin sistematik olarak askıya alındığı bir dönem yaşandı.
Sürecin en çarpıcı yönlerinden biri, OHAL'in geçici bir tedbir olarak değil, kalıcı bir yapısal dönüşüm aracı olarak kullanılmasıydı. KHK'larla yapılan düzenlemelerin birçoğu OHAL'in gerekçesiyle ilgisi olmayan alanlara dair kalıcı değişiklikler içeriyordu. Venedik Komisyonu'nun da tespit ettiği gibi, bu durum OHAL'in geçiciliği ilkesiyle açıkça çelişiyordu.
Anayasa Mahkemesi'nin OHAL KHK'larını denetleme yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle iptal taleplerini reddetmesi, yargısal denetim mekanizmalarının tamamen devre dışı kalmasına yol açtı. OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu'nun kuruluşu bir çözüm olarak sunulsa da, %86 red oranıyla komisyonun ihraçları onaylayan bir mekanizmaya dönüştüğü görüldü. Komisyon kararlarına karşı açılan davalar da benzer şekilde çoğunlukla reddedildi ve mağdurlar AİHM'e başvurmak zorunda kaldı.
Belki de en önemlisi, OHAL'in resmi olarak sona ermesinden sadece 13 gün sonra 7145 sayılı Kanun'la OHAL yetkilerinin kalıcılaştırılmasıydı. Bu düzenleme, Türkiye'de OHAL'in aslında hiç bitmediğini, sadece isim değiştirerek "olağan hukuk" görüntüsü altında devam ettiğini gösterdi. Valilere verilen geniş yetkiler, uzatılmış gözaltı süreleri ve ihraç mekanizmalarının devam etmesi, "geçici" olması gereken OHAL'in kalıcı bir rejime dönüştüğünün kanıtıydı.
OHAL süreci, Türkiye'de hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve insan hakları açısından derin yaralar açtı. 130 binin üzerinde ailenin hayatı altüst oldu, binlerce insan ülkesini terk etmek zorunda kaldı ve toplumsal bir travma yaratıldı. Bu sürecin etkileri, resmi OHAL'in sona ermesinden yıllar sonra bile devam etmekte ve Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde ciddi bir engel oluşturmaktadır. OHAL deneyimi, olağanüstü hal yetkilerinin nasıl kötüye kullanılabileceğinin ve "geçici" tedbirlerin nasıl kalıcı baskı mekanizmalarına dönüşebileceğinin acı bir örneği olarak tarihe geçmiştir.




